İkinci Tapınak döneminde Kudüs
İkinci Tapınak Dönemi (MÖ. 538 - MS. 70), Pers Kralı II. Kiros'un fermanı ile Yahudilerin Babil Sürgünü’nden dönüşü (MÖ. 538) ile başlayıp, Birinci Yahudi-Roma Savaşı sırasında Roma generali Titus tarafından şehrin kuşatılarak tamamen tahrip edilmesi (MS 70) ile sona erer.[1]
Bu süreçte bölge ve şehir birçok kez el değiştirmiştir. Ancak Kudüs, tüm Yahudiler için dini hayatın merkezi olmaya devam etmiştir. Diasporada yaşayan Yahudiler dahi günlük dualarını Kudüs’e yönelerek yapmış; yılın üç büyük hac bayramında (Pesah, Şavuot ve Sukot) kente hac ziyareti gerçekleştirmiştir. Haşmonayim ve ardından Herod Hanedanı dönemlerinde Kudüs, krallığın başkenti ve tüm önemli ulusal kurumların merkezi olarak işlev görmüştür.[2] Bu dönemde, İkinci Tapınak Yahudiliği’nin bir akımı olan Ferisiler, zamanla Tannaim adı verilen din bilginlerine dönüşmüş ve böylece Sürgün sonrası Yahudi dini kimliğinin temelleri atılmıştır.[3] Ayrıca, günümüzdeki İbranice Kutsal Kitap’ın (Tanah) kanonlaştırılmasının da bu dönemde gerçekleştiği düşünülmektedir. Ancak bu sürecin tam olarak ne zaman tamamlandığı hala tartışmalıdır. İkinci Tapınak Dönemi’nin son evrelerinde, Hristiyanlık da yine Kudüs’te doğmuştur.
İkinci Tapınak Dönemi’ne ait yaklaşık 600 yıllık tarihsel süreç, her biri kendine özgü siyasal ve toplumsal niteliklere sahip çeşitli alt dönemlere ayrılabilir. Bu dönemlerin farklılıkları, Kudüs kentinin fiziksel gelişimini derinden etkilemiş, öte yandan, kentin dönüşen yapısı da söz konusu dönemlerin karakterini biçimlendirmiştir. Şehir nüfusu, zamanla daha belirgin hale gelen ekonomik ve dini temelli bir toplumsal tabakalaşma ile karakterize edilmiştir. Örneğin, kentte bir yanda zengin ve kozmopolit bir elit sınıf, diğer yanda ise dış dünyanın etkilerine karşı daha mesafeli, geleneksel değerlere bağlı halk kesimleri arasında açık bir ayrım mevcuttu. Bu toplumsal katmanlaşma, aynı zamanda farklı dinî eğilimleri de barındırıyordu. Bazı kesimler dini yaşamlarını Tapınak’taki kâhin sınıfına (Kohenler) dayandırırken, halkın büyük bölümü ise kâhin olmayan geleneksel ailelerin önderliğinde, Tevrat (Tora) çalışmaları ve dinî hukukun (Halaha) gelişimi gibi alanlara öncelik vermekteydi. Bu yönelim, Tapınak merkezli resmi dini hiyerarşiden bağımsız bir dini anlayışın gelişmesine zemin hazırlamıştır.
Pers Dönemi (MÖ 539–332)
[değiştir | kaynağı değiştir]Babil Sürgünü'nden dönüş döneminde, Kudüs hem fiziksel açıdan oldukça küçük hem de maddi bakımdan yoksul bir şehir konumundaydı. Kent surları harap durumdaydı ve Süleyman’ın görkemli mabedinin yerinde artık sadece mütevazı bir kutsal yapı bulunmaktaydı. Buna rağmen şehir, canlı ve gelişen bir dini yaşama sahipti. Bu dönemde, ilk Mişna metinleri kaleme alınmaya başlanmış; hem Tanah'ın hem de Yahudi dini hukuku olan Halaha’nın modern biçimleri oluşmaya başlamıştır. Aynı zamanda, yabancı etkilere açık, kozmopolit bir elit tabaka ve onunla birlikte etkin bir kâhin (Kohen) sınıfı da ön plana çıkmıştır.
Geç Birinci Tapınak dönemine kıyasla, Pers döneminde Kudüs’ün toprakları önemli ölçüde küçülmüştü; kentin alanı, MÖ 8. yüzyıldan önceki sınırlarına kadar gerilemişti. Kudüs’te yerleşimin bulunduğu başlıca bölgeler olan Davud Kenti ve Tapınak Tepesi'nde yaşayan nüfus yaklaşık 1500 kişiydi. Çevredeki sursuz yerleşimler ve tarlalarla birlikte, toplam nüfusun yaklaşık 3000 kişi olduğu tahmin edilmektedir.[4][5]
Siyasal durum (Pers Dönemi)
[değiştir | kaynağı değiştir]Babil dönemi sırasında, Yehuda'nın siyasal ve idari merkezi kuzeye, Binyamin bölgesine kaymıştır. Eskiden İsrail Krallığı'na ait olan bu bölge, Yehuda'ya kıyasla çok daha yoğun nüfuslu olup, bu dönemde hem idari başkent olan Mizpa’ya hem de başlıca dini merkez konumundaki Bet-El’e ev sahipliği yapmıştır.[6] Mizpa, yaklaşık yüz yıl boyunca Yehuda'nın eyalet başkenti işlevini sürdürmüştür.
Yönetimin Mizpa’dan yeniden Kudüs’e taşınmasından önce Kudüs’ün siyasi konumu tam olarak net değildir. Ancak MÖ 445 yılından itibaren, Kudüs tekrar Yehud eyaletinin başkenti haline gelmiştir. Bu dönemde şehir, yeniden inşa edilen surları, İkinci Tapınak, ve bir eyalet başkenti olarak işlev görebilmesi için gerekli olan diğer idari yapılarla donatılmıştır. MÖ 420 yılı civarında, Kudüs’te gümüş sikke basan bir darphane faaliyet göstermeye başlamış, bu da şehrin idari ve ekonomik işlevlerinin güçlendiğini göstermektedir.[7]
Perslerin, başlangıçta Yehuda’yı, esaret altında dahi kraliyet statüsünü koruyan Yehoyakin’in soyundan gelenler aracılığıyla bir himaye altında bulunan bir krallık olarak yönetmeyi denemiş olabilecekleri düşünülmektedir.[8] M.Ö. 538 yılında Pers kralı II. Kiros tarafından Yehuda valiliğine atanan Şeşbassar, İsrail Kralı Davud'un soyundan gelmekteydi. Onun yerine geçen ve büyük olasılıkla yeğeni olan Zerubavel de aynı soya mensuptu. Zerubavel’in ardından Yehuda valiliği sırasıyla ikinci oğlu ve damadı tarafından üstlenilmiş, bu kişiler Kral Davud'un soyundan gelen kalıtsal valiler olarak görev yapmıştır. Bu yönetim biçimi yaklaşık M.Ö. 500 yılına dek sürmüştür.[8]
Zerubavel ve onun doğrudan haleflerinin, Pers hakimiyeti altında Kral Davud'un soy ağacına dayanan Yehuda Krallığı'nın yeniden ihyasını temsil ettiğine dair bu varsayım kesin olarak doğrulanamamakla birlikte, bu durum Fenike gibi Pers İmparatorluğu’nun diğer bölgelerinde izlenen politikalarla da örtüşmektedir.[8]
Pers yönetiminin erken döneminde Yehuda’daki ikinci ve üçüncü temel dayanaklar, Başrahiplik (Kohen Gadol) ve Peygamberlik (Navi - Nebi) kurumlarıydı. Bu
kurumlar, İbrani Kutsal Metinleri’nde Ezra-Nehemya tarih kayıtlarında, Tarihler Kitabı ile Zekeriya, Hagay ve Malahi peygamberlik kitaplarında korunmuştur. Ancak M.Ö. 5. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, peygamberlik kurumu ile Davudi krallar ortadan kalkmış ve geriye yalnızca Başrahip (Kohen Gadol - כהן גדול) kalmıştır.[2]
Bu durumun pratik sonucu olarak, yaklaşık M.Ö. 500 yılından itibaren Yehuda fiilen bir teokrasiye dönüşmüştür; yönetim, kalıtsal olarak görevi devralan Başrahipler tarafından yürütülmeye başlanmıştır.[9] Başrahibin yanında, düzeni sağlamak ve vergilerin ödenmesini temin etmekle sorumlu olan Pers valisi bulunmaktaydı. Görünüşe göre bu valiler çoğunlukla yetkileri sınırlı olup yerel halktan seçiliyordu. Vali, çeşitli memurlar ve bir kâtipler meclisi tarafından desteklenmiş olabilir; ancak halktan oluşan bir meclisin varlığına dair herhangi bir kanıt bulunmamaktadır.[4]
Mühürler ve sikkelere dair arkeolojik bulgular, Pers dönemi Yehudası'nda görev yapan valilerin çoğunun, hatta muhtemelen tamamının Yahudi kökenli olduğunu göstermektedir. Bu durum, Perslerin genel olarak yerel yöneticiler aracılığıyla hüküm sürme politikasına uygundur.[2]
Toplumsal ve dinsel durum
[değiştir | kaynağı değiştir]M.Ö. 9. ve 8. yüzyıllarda Yehuda Krallığı esas itibarıyla çoktanrılı (politeist) bir inanç yapısına sahipti. Çevredeki diğer ulusların her birinin kendine özgü ulusal tanrıları olduğu gibi, bu dönemde Yehuda'nın ulusal tanrısı olarak Yehova (Yahweh) işlev görmekteydi. Babil Sürgünü, yalnızca Yehova'ya tapınma anlayışının yani Yehova-tektanrıcılığının Yehuda’da egemen teoloji haline gelmesine olanak sağladı.[2] Bu süreçte, eski panteonun bir parçası olan “Yehova'nın oğulları” kavramı, zamanla melekler ve iblisler biçiminde evrimleşti. Bu dönüşüm, Helenistik döneme kadar devam etti.
Sürgün sonrası dönemde yaşanan muhtemelen en önemli gelişme, "Yahudi Ayrıcalığı" (Jewish Exclusivity) düşüncesinin teşvik edilmesi ve nihayetinde egemen bir anlayış haline gelmesiydi. Bu fikir, İsrail’in Tanrısı'na ve Musa’nın yasasına bağlı olan Yahudilerin, diğer tüm halklardan ayrı ve özgün bir topluluk oldukları ya da öyle kalmaları gerektiği düşüncesine dayanıyordu.
Bu, yeni bir düşünceydi ve Babil Sürgünü’nden dönenler (Gola grubu) tarafından ortaya atılmıştı. Nehemya ve Ezra kitaplarının ardındaki anlatının ötesinde, gerçek tarihsel bağlamda Samiriyeliler ve diğer komşu halklarla ilişkiler, sanıldığının aksine, oldukça yakın ve dostaneydi.
Bu durumu, Ezra-Nehemya ile Tarihler Kitapları arasındaki karşılaştırma açık biçimde ortaya koymaktadır:
– Tarihler Kitabı, Yehova'ya tapınmayı on iki kabilenin tamamına ve hatta yabancılara bile açık tutarken, – Ezra-Nehemya kitaplarında "İsrail" tanımı yalnızca Yehuda ve Binyamin kabileleriyle birlikte, kutsal kabile sayılan Levililerle sınırlıdır.[10]
Helenistik Dönem (M.Ö. 332–164)
[değiştir | kaynağı değiştir]M.Ö. 332 yılında Büyük İskender’in Kudüs’ü fethetmesiyle, Helenistik Dönem başlamış ve bu dönem M.Ö. 167’deki Makabiler İsyanı’na kadar sürmüştür. Helenistik Kudüs’ün belirgin özelliklerinden biri, Yunan kültürünü benimseyen Helenleşmiş seçkinler ile dini kurallara bağlı Yahudi halk arasında giderek derinleşen kültürel ve sosyal uçurum olmuştur. Bu gerilim, zamanla Makabiler İsyanı’na yol açacak kadar büyümüştür. Buna karşın, Helenistik dönemin büyük bir kısmında Kudüs ekonomik açıdan refah içindeydi. Kent, kendi iç işlerini yönetme konusunda belli bir özerkliğe sahipti ve zamanla polis (şehir-devlet) statüsü kazanarak resmi anlamda tanınmıştı.
Siyasi durum
[değiştir | kaynağı değiştir]Büyük İskender, M.Ö. 332 yılında bölgeyi fethetmiş ve bazı Yahudi belgelerine göre Kudüs’ü ziyaret etmiştir.[11] İskender’in ölümünün ardından bölge, halefleri olan Diadokhlar ve onların kurduğu devletler arasında el değiştirmiştir. M.Ö. 301 ile 198 yılları arasında İsrail toprakları Ptolemaios Hanedanlığı’nın (Mısır) egemenliği altındaydı. M.Ö. 198 yılında ise Seleukos İmparatorluğu’nun hakimiyetine geçti.
Ptolemaios Dönemi (M.Ö. 301–198)
[değiştir | kaynağı değiştir]Ptolemaik yönetim, Yahudilere önemli ölçüde özerklik tanımış ve dini liderlik görevini Başrahiplik makamına bırakmıştır. M.Ö. 300 civarında yaşamış olan Abderalı Hekataios, bu durumu şöyle aktarmaktadır (Diodoros Siculus’un Bibliotheca historica adlı eserinde alıntılanmıştır):
“Bu nedenle Yahudiler asla bir kral tarafından yönetilmez; halk üzerindeki otorite, her zaman diğerlerinden bilgelik ve erdem bakımından üstün görülen rahibe verilir.” — Diodoros Siculus, 40.3.1–3[4]
Seleukos Dönemi (M.Ö. 198–164)
[değiştir | kaynağı değiştir]M.Ö. 198 yılında, Antiochos III, Kudüs’ü fethetti. Bu sırada Yahudi halkın desteğini almıştır. Seleukos yönetiminin başlangıcında Antiochos, Yahudilere bir özerklik fermanı tanıdı; Yahudilerin Kudüs’e dönüşünü teşvik etti, başrahiplere ayrıcalıklar verdi, yabancıların ve kirli hayvanların Tapınak alanına girmesini yasakladı. Bunun yanında Tapınak’ta gerçekleştirilen ibadetler (kurban, yağ, buhur vb.) için resmi mali destek sağladı.[12]
Ancak, Seleukos döneminin ilerleyen yıllarında, özellikle Antiohos IV Epifanes’in M.Ö. 175’te tahta çıkmasından sonra, Helenleşme süreci çok daha belirgin hale geldi. M.Ö. 167 yılında, Helenleşmiş Yahudiler ile dini kurallara sıkı sıkıya bağlı Yahudiler arasındaki gerilim zirveye ulaştığında, Antiochos IV, Yahudi dini uygulamalarını yasakladı, Tapınak’ı kirletti ve bu gelişmeler günümüzde Hanuka Bayramının kutlanmasına neden olan Makabiler İsyanı’nı başlattı.
Toplumsal ve dinsel durum
[değiştir | kaynağı değiştir]Helenistik kültürün etkisi, daha Ptolemaios yönetimi sırasında hissedilmeye başlamış, Seleukos egemenliğiyle birlikte bu etki daha da artmıştır. Özellikle tüccarlar ve zengin sınıf, imparatorluk çapında ticaret olanakları, ortak dil, gelenekler ve Helenistik şehirlerde paylaşılan kültürel yapı sayesinde Yunan adetlerine büyük ilgi göstermiştir.[13]
Bu durum, Helenleşenlerin mutlaka Yahudilik inancını tamamen terk ettiği anlamına gelmez. Ancak, Helenistik yaşam tarzını benimseyenlerle dini kurallara bağlı Yahudiler arasında zamanla belirgin ve giderek büyüyen bir sosyal ve kültürel uçurum oluşmuştur.
Helenistik kültürle özdeşleşmenin tek tip bir biçimde gerçekleşmediği düşünüldüğünde, bazı araştırmacılar, Makabi İsyanı anlatılarında bahsi geçen Helenleşmiş grubun aslında yalnızca bu sürecin en uç noktadaki temsilcileri olduğunu savunmaktadır. Bu kesim, sadece dışsal Yunan geleneklerini değil, aynı zamanda Yunan düşünsel ve ahlaki değerlerini de benimsemiş; hatta Yahudi inancının temel ilkelerinden vazgeçmeye istekli hale gelmiştir.
M.Ö. 175 yılında, dönemin başrahibi Onias III’ün kardeşi olan İason (Yunanca: Ἰάσων önceki adı İbranice Yehoşua'nın Yunanca karşılığıdır), Antiochos IV Epiphanes'e başvurarak kardeşinin yerine başrahip olmayı talep etti. Bununla birlikte İason, Kudüs’ü bir polis (Yunan tarzı şehir-devlet) haline getirmeyi ve şehirde bir jimnazyum ile bir efebeion (genç erkeklere yönelik beden ve kültürel eğitim kurumu) inşa etmeyi planlıyordu. İason’un bu talepleri, Antiochos’a verdiği rüşvet karşılığında kabul edildi. Bunun üzerine Onias III sürgüne gitmek zorunda kaldı.
Kudüs’ün polis statüsü ve toplumsal sonuçları
[değiştir | kaynağı değiştir]Kudüs’ün polis statüsü kazanması, varlıklı Helenleşmiş elit sınıf için büyük bir avantaj sağladı. Bu sınıf, çeşitli yurttaşlık kurumlarında görev alabilme ve seçimlere katılma hakkına sahip oldu. Böylece, Ezra ve Nehemya dönemlerinde Yahudi kimliğine karşı çıkmış olan asimile olmuş elitlerin halefleri, statülerini daha da pekiştirdiler.
Ancak bu döneme gelindiğinde, önceki dönemlerden farklı olarak, ekonomik elitler ile dini (rahip) elitler arasındaki ayrım büyük ölçüde ortadan kalkmıştı. Artık başrahipler de Kudüs’ün Helenleşmiş üst sınıfının bir parçası haline gelmişti. Yani, Helenistik dönemde dini ve dünyevi elitler birbirine entegre olmuştu.
Dinsel tepkiler ve toplumsal gerilim
[değiştir | kaynağı değiştir]Bölgedeki diğer Yahudi olmayan şehirler, Helenistik kültürü hevesle benimserken, Kudüs halkının çoğunluğu Yunan geleneklerini reddetmeye devam etti. İason, Yahudi inancına doğrudan bir saldırıda bulunmadı; Tapınak faaliyetleri sürdü, putperest kurbanlar sunulmadı ve yabancı ilahlar Tapınak'a sokulmadı. Buna karşın en yüksek dini ve siyasal yetkiyi bünyesinde barındıran Başkâhinlik makamının açık bir biçimde Yahudi inancından uzaklaşmış bir kişi tarafından yürütülmesi bilgin ve dindar Yahudi çevrelerde ciddi bir huzursuzluk ortaya çıkardı.
M.Ö. 2. yüzyılın başlarında Kudüs'te, ekonomik açıdan zayıf, yurttaşlık haklarından yoksun ve dindar çoğunluk ile Seleukos otoriteleriyle yakın ilişki içinde olan, ekonomi, ticaret, yerel yönetim ve hatta Tapınak’ın denetimini elinde bulunduran küçük bir Helenleşmiş azınlık arasında bir bölünme mevcuttu. Gerilim, özellikle Tapınak’ta putperest ibadetlerin başlatılması ve sünnetin yasaklanması gibi Yahudi inancına karşı Antiochos tarafından çıkarılan fermanlarla daha da arttı. M.Ö. 167 yılında ise kırsal kökenli bir rahip olan Modi’inli Matatyahu, Seleukos İmparatorluğu’na karşı bir isyan başlattı.[14]
Haşmonayim yönetimi (M.Ö. 164–63)
[değiştir | kaynağı değiştir]Yahudi dinine mensup bir hanedan olan Haşmonayimlerin dönemi Kudüs’ü, büyük çelişkilerin yaşandığı bir dönem olarak öne çıkar: Bir yanda Seleukoslardan elde edilen bağımsızlık ve egemenlik, toprak genişlemesi ve maddi refah; diğer yanda ise iç savaşlar ve giderek derinleşen bir toplumsal uçurum mevcuttur. Artık bağımsız bir Yahudi yönetiminin başkenti olan Kudüs, bu dönemde gelişmiş ve büyümüştür. Şehirde çeşitli kamu binaları ve idari kurumlar inşa edilmiştir. Geleneksel Yahudi hac ziyaretleri, şehrin ekonomik gücüne katkı sağlamış, hem yerel hem de dış kaynaklı göçlerle nüfusu ve fiziksel büyüklüğü artmıştır. Bu süreçte Kudüs, hem Yahudi hem de Helenistik unsurlar barındıran, canlı bir siyasi, dini, kültürel ve entelektüel merkez haline gelmiştir.
Siyasi durum
[değiştir | kaynağı değiştir]Makabi İsyanı M.Ö. 167 yılında başlamış ve Tapınak M.Ö. 164 yılında putperest etkilerden arındırılmıştır. Bu zafer günümüzde hala, Yahudiler tarafından Hanuka (Işıklar) Bayramı olarak kutlanmaktadır. Günümüze dek anlatısı süren bu zafere karşın Kudüs üzerindeki Seleukos etkisi tam olarak sona ermemiştir. Şehir, Acra adlı kalede konuşlanmış olan Seleukos garnizonu tarafından 25 yıl daha uzaktan kontrol altında tutulmuştur.
Yahudiler Kudüs üzerinde tam hakimiyeti ancak M.Ö. 141 yılında, Şimon HaTarsi'nin Acra’yı ele geçirmesinin ardından sağlamışlardır. Yahudi tarihçi Yosefus’un aktardığına göre Şimon HaTarsi kaleyi tamamen yerle bir etmiştir.
M.Ö. 140’tan M.Ö. 63’e kadar Kudüs, önce bağımsız bir devletin, ardından ise bağımsız bir krallığın başkenti olmuştur. Bu egemenlik süreci, Makabiler 1 kitabında da belgelenmiştir. Kudüs bu dönemde, Seleukos takvim sisteminden bağımsız olarak kendi resmi yıl sayımını başlatmıştır:
“Yüz yetmişinci yılda İsrail üzerindeki yabancı boyunduruğu kaldırıldı ve halk belgelerinde ve sözleşmelerinde şu şekilde yazmaya başladı: ‘Büyük başrahip, kumandan ve Yahudilerin önderi Şimon’un birinci yılı.’” Makabiler 1 - 13:41 - 42[15]
Şimon’un göreve getirilmesi, din adamları, dini liderler, geleneksel aristokrat aileler ve saygın yaşlılar arasında oluşan bir uzlaşı sayesinde mümkün olmuştur.[15] Atanmasının halk tarafından meşru ve destekli olduğunu vurgulamak amacıyla, Şimon daha sonra Büyük Sinagog olarak anılacak olan görkemli bir mahkeme heyeti kurmuştur. Haşmonayim lideri, aynı anda hem başrahip (Zadok ailesinden olmadığı düşünülmesine rağmen,[16] hem en yüksek askeri komutan hem de Yahudilerin Nasi’si olmuştur. Böylece ilk defa, hem dini hem siyasi liderlik tek bir kişinin elinde toplanmıştır.
Makabiler, hem Seleukos hem de Ptolemaik krallıklarını sarsan iç çatışmalardan faydalanarak kontrol ettikleri toprakları genişletmeyi başardılar. Kudüs, küçük bir Yahudi eyaletinin başkentinden, çeşitli halkların yaşadığı geniş bir bölgeyi yöneten bir merkez haline dönüştü. Bu büyüme, liderlikte belirleyici bir değişikliğe yol açtı; Yehuda Aristobulus kendini kral ilan etti. Aristobulus, kardeşi Aleksander Yanay ve halefleri, fiilen hem dini hem siyasi yetkilere sahip rahip krallar olarak hem iç hem de uluslararası meselelerde önemli bir nüfuz elde ettiler. Kontrol ettikleri bölge, günümüz İsrail’inin büyüklüğüne yakın olup, yine bugünkü Ürdün topraklarını da kapsamaktaydı.
M.Ö. 161 yılında Yehuda Makkabi, Roma Cumhuriyeti ile bir ittifak sağlamıştı; bu ittifak, Yanay'ın saltanatına kadar sürdü, sonraki liderler de bu ittifakı yenileyip Roma yanlısı bir politika izlediler. Ancak Yanay, görünüşe göre Yahudi bağımsızlığına yönelik Seleukos tehdidinin ortadan kalkması ve bunun yerine Roma tehdidinin belirmesi nedeniyle bu ittifakı sona erdirmeyi tercih etti.
Haşmonayim Krallığının, bölgesel bir güç olarak statüsünü vurgulayan bir şekilde, hüküm sürdüğü halkları Yahudilik'e dinine döndürdüğüne dair kanıtlar bulunmaktadır. Bunlar arasında Golan ve Havran’daki İturealılar ile Yehuda tepelerindeki Edomlular yer almaktadır. Din değiştiren bu yeni tebalar, en azından teoride, krallık vatandaşlarına tanınan eşit haklara sahip tam Yahudiler olarak kabul edilmiştir. Örneğin, bazı Edomlular Kudüs’teki yönetimde üst düzey pozisyonlara kadar yükselmiştir.
M.Ö. 67 yılında, Alexander Yanay’ın oğulları ve halefleri II. Aristobulus ile Yohanan Hurkanus (II. Hurcanus) arasında bir anlaşmazlık çıktı. Her iki taraf da, o sırada bölgede seferde bulunan Roma generali Gnaeus Pompeius Magnus’a (Büyük Pompey) yardım için başvurdu. Pompey, Hurkanus'un (ve danışmanı Antipater) tarafını tutmaya karar verdi. II. Aristobulus ve takipçileri ise Tapınak Tepesi’nde kendilerini barikatlarla korumaya aldı.
M.Ö. 63 yılında Pompey ve Roma ordusu Kudüs’e gelerek Tapınağı kuşattı ve ele geçirerek Yahudi egemenliğine son verdi. M.Ö. 40 yılında ise Roma Senatosu, Antipater’in oğlu Herod'a (Hirodes) Yehuda Kralı unvanını verdi. Roma birliklerinin desteğiyle Herod, II Matatyahu Antigonus'tan Kudüs’ü alarak Haşmonayim yönetimini sona erdirdi.
Toplumsal ve dinsel durum
[değiştir | kaynağı değiştir]Haşmonayim yönetimi sırasında, Kudüs'te iki karşıt dinsel grup olan Sadukiler ve Ferisiler ortaya çıktı. Sadukiler, Kudüs toplumunun üst tabakasına mensup bireylerden oluşuyordu. Bu tabaka, özellikle Yunan kültürüne açık olan rahip ailelerini içermekteydi. Sadukiler, Tapınak merkezli bir dini yapıya sahipti ve başlıca dini ilgileri, dinsel saflık ve Tapınak ritüelleri üzerine odaklanmıştı.
Buna karşılık, Ferisiler, dini bilgeler tarafından yönlendirilen bir hareketti. Toplumun alt kesimlerine daha yakın bir duruş sergiliyorlardı. Ferisilerin temel ilgisi, Tevrat yasaları ve bu yasaların günlük yaşamdaki uygulanışıydı. Tapınak’tan ve rahip sınıfından bağımsız olarak geliştirilen bu yorumlar, rahip hiyerarşisinden bağımsız bir dini düşünce yapısının oluşmasını sağladı. Ferîsî hareketinin liderliğini, "çiftler" anlamına gelen ve dönemin önde gelen dini bilgelerinden oluşan Zugot üstlenmekteydi.
Makabi İsyanı’nın liderleri başlangıçta güçlü bir şekilde Helen karşıtı bir duruş sergilemiş olsalar da, Haşmonayim Hanedanı'nın ikinci kuşağı döneminde (yaklaşık M.Ö. 130, Yohanan Hurkanus dönemi), Yunan kültürü yeniden popülerlik kazanmaya başladı.[13] Haşmonayim yöneticileri de Helenleşmeye başladı; en azından dış görünüşleriyle, Yunan yönetim biçimini, giyim tarzını ve dilini benimsediler. Bu durum özellikle Yunan adlarının benimsenmesinde açıkça görülmektedir: İlk kuşak Haşmonayim liderleri “Yohanan, Yonatan, Yehuda” gibi geleneksel Yahudi adları taşırken, sonraki kuşaklar Hurkanus (Hirkanoz), Aristobulos, Aleksandros gibi Yunan kökenli adlar kullanmaya başladılar.
Özellikle Kral Aleksander Yanay (Aleksandros Yannaios), krallığının Helenistik karakterini vurgulamıştır. Saddukileri desteklemiş, Ferisilerin, kral ile başrahiplik makamlarının ayrılması yönündeki taleplerini reddetmiştir. Ferisileri Sanhedrin'den uzaklaştırarak, bir iç savaşın fitilini ateşlemiştir. Bu çatışmada Yanay, Yahudi olmayan paralı askerler kullanarak Ferisilerle savaşmıştır.
Tarihçi Yosefus (Yahudi Savaşları, 1.4), bu iç savaşta elli bin kişinin hayatını kaybettiğini bildirir. Çatışmalar, ancak Ferisi lideri, Sanhedrin Mahkemesi Başkanı ve Kral Alexander Yanay’ın eşi Kraliçe Şlomtzion'un (Salome Alexandra) kardeşi olan Şimon Ben Şetah’ın arabuluculuğu sayesinde sona erdirilebilmiştir.
Kraliçe Şlomtzion döneminde, monarşi ile Sanhedrin’i kontrol eden Ferisiler arasında kısa süreli bir denge sağlanmışsa da, onun ölümünden sonra hizipler arası çekişmeler yeniden alevlenmiş ve ülke sürekli bir iç savaş haline sürüklenmiştir.
Herod Dönemi (M.Ö. 37–4)
[değiştir | kaynağı değiştir]
İkinci Tapınak Dönemi Kudüs tarihinin diğer evrelerinde olduğu gibi, Kral Herod'un yönetimi de çelişkiler ve karşıtlıklarla karakterize edilmiştir. Herod’un kişiliği gibi, bu dönem de görkem ve aşırılıkla özdeşleşmiştir. Pagan bir kent haline gelen Kudüs, ve onun ortasında yükselen kutsal Tapınak arasında tezat oluşmuştur. Benzer bir karşıtlık Herod'un kişiliğinde de vücut bulmuştur. Bir yandan zalimliği ile nam salmış olan kral, kenti ihtişam ve lüksle donatan girişimci figürü sayesinde yarattığı olumlu imaj, bu dönemi Kudüs tarihinin en dikkat çekici anlarından biri hâline getirmiştir.
Siyasal durum
[değiştir | kaynağı değiştir]Herod’un hükümdarlık dönemi büyük ölçüde barış içinde geçmiş, ekonomik refah ve yoğun bir inşa faaliyetiyle şekillenmiştir. Kral, Roma’daki hamilerinin gözünde büyük itibar sahibiydi. Onlara karşı oldukça cömert davranmış, bu sayede hem kenti hem de devleti güçlendirme konusunda Roma’yı tedirgin etmeden geniş bir hareket serbestisi elde etmiştir. Herod, Kudüs’ü otuz üç yıl boyunca (M.Ö. 37–4) yönetmiş; bu süre zarfında Roma’ya olan sadakatini, Yahudi tebaasına karşı duyduğu yükümlülük ve bağlılıkla sürekli dengelemeye çalışmıştır.
Ancak Yahudiler Herod’dan nefret etmekteydi. Ona, hem yabancı kökenine hem de Roma’ya olan bağlılığına atıfla, "Edomlu köle" adını takmışlardı. Herod, iktidarının meşruiyetini pekiştirmek amacıyla hükümdarlığının başlarında, Haşmonayim hanedanından Prenses Mariamne ile evlenmiş, Mariamne’nin kardeşi Aristobulos III ile olan akrabalık bağı sayesinde siyasal konumunu güçlendirmeyi hedeflemiştir. Ancak kısa süre sonra Mariamne, Herod’un gözünden düşmüş ve idam edilmiştir. Bunun ardından Herod, yönetiminin meşruiyetini sağlamak amacıyla Tapınağı büyük bir ihtişamla yeniden inşa etme yoluna gitmiştir.
Toplumsal ve dinsel durum
[değiştir | kaynağı değiştir]Herod, Kudüs’ü bir kez daha tüm bileşenleri ve kurumlarıyla birlikte Helenistik bir polis (şehir devleti) kimliğine kavuşturmuştur. Büyük bir tiyatro inşa etmiş, imparator onuruna güreş müsabakaları düzenlemiş, insanların vahşi hayvanlarla dövüştüğü gösterilere sahne olmuştur.[17] Bahsi geçen bu etkinlikler Kudüs’e pagan nüfusun göç etmesini teşvik etmiştir. Her ne kadar bu girişimleri Yahudi halkı arasında geniş ölçüde hoşnutsuzluk yaratmış olsa da, Herod’un çabaları tamamen göz ardı edilmiş değildir:
“Güzelliği içinde Kudüs’ü görmemiş olan, hayatında güzel bir büyük şehir görmemiştir; İkinci Tapınak’ın yapısını görmemiş olan da, hayatında güzel bir yapı görmemiştir. Bu ne demektir? Abayi dedi ki – bazılarına göre Rabbi Hisda dedi –: Bu, Herod’un inşa ettiği yapıdır.” — Babil Talmudu: Sukka Traktatı, 5. Bölüm[18]
Helenleşmiş bir Yahudi olan Philo ise, bayramlar esnasında Kudüs’ün durumunu şöyle betimlemiştir:
“Sayısız kentten sayısız insan topluluğu — kimi karadan, kimi denizden, doğudan ve batıdan, kuzeyden ve güneyden — her bayramda Tapınağa gelirlerdi.” — Philo, Özel Yasalar I, 69[19]
Bu anlatımlar, Herod döneminde Kudüs’ün hem dinsel merkez olma niteliğini sürdürdüğünü, hem de Helenistik kültür ve yaşam tarzıyla ne ölçüde iç içe geçtiğini ortaya koymaktadır.
Herod dönemi Kudüs’ünde hacılar, kentin ekonomisi açısından hayati bir rol oynamaktaydılar. İmparatorluğun dört bir yanından gelen bu hacılar, beraberlerinde en son haberleri ve yenilikleri getiriyor; perakende ve toptan ticaret yaparak yerel halkın geniş kesimlerine geçim kaynağı sağlıyorlardı. Kudüs bu dönemde son derece refah içindeydi; özellikle zengin sınıflar ve rahip aristokrasisinin maddi varlıkları ve lüks yaşamı doruk noktasına ulaşmıştı.
Bu zenginliği arkeolojik buluntular da doğrulamaktadır: Rahip evlerinin mahremiyetinde yer alan mikvaot (ritüel temizlik havuzları - Tekil Hali: Mikve) ve günümüz Kudüs'ünde bulunan Yahudi Mahallesi’nde, Herod Mahallesi kazılarında ortaya çıkarılan nadir cam eşyalar, dönemin refah düzeyine tanıklık etmektedir. Bu ekonomik bolluktan alt sınıflar da payını almış; artan ticaret hacmi, sürekli dönen para ve barış ortamının sağladığı serbest mal dolaşımı, halk kitlelerinin yaşam kalitesini de yükseltmiştir.
Ekonomik refah, Yahudiler tarafından Herod’a karşı duyulan düşmanlığın, Ferisiler ile Sadukiler arasındaki iç çekişmelerin de yatışmasına zemin hazırlamıştır.
Buna karşın Kudüs'ün Yahudi kesimi, Kral Herod’a duyulan nefrette birleşmişti. Herod, casuslar, muhbirler, yabancı görevliler ve gümrük memurları istihdam eden zalim bir hükümdardı. Ancak onun da aşmadığı sınırlar vardı: Tapınak Tepesi’ne girmemiş, Tapınak’a yabancı putlar yerleştirmemiş ve şehirde pagan kurban ritüelleri icra etmemiştir.
Kudüs, Herod’un gözünde bir vitrin işlevi görmekteydi. Kenti Roma’dan gelen güçlü kişilere tanıtmak üzere büyük bir özenle donatmış, ihtişamını sergilemek için önemli figürleri buraya davet etmiştir. Kudüs, gerçekten de istenen etkiyi yaratmış ve Romalı tarihçi Gaius Plinius Secundus şehri şu sözlerle tanımlamıştır:
“Açık ara farkla yalnızca Yahudiye’nin değil, Doğu’nun da en ünlü şehri.” — Gaius Plinius Secundus, Doğa Tarihi 5.14[20]
Bu ifade, Herod’un Kudüs’ü uluslararası düzeyde tanınan, etkileyici bir merkez hâline getirme amacında ne denli başarılı olduğunu göstermektedir.
Dinsel açıdan bakıldığında, halk arasında Halaha’ya — özellikle de dini saflık ve manevî kirlilik yasalarına duyulan yoğun ilgi açıkça görülmektedir. Arkeolojik buluntular, bu dönemde özellikle rahip sınıfına atfedilen evlerde taş kapların yaygın biçimde kullanıldığını göstermektedir. Yahudi inancına göre taş kaplar ritüel olarak kirlenemez; bu da dini kurallara olan bağlılığın gündelik yaşamda ne denli derinlemesine yer bulduğunu ortaya koymaktadır.
Kentin farklı bölgelerinde yürütülen kazılar, çok sayıda mikve ortaya çıkarmıştır. Bunların arasında, Tapınağa çıkan ana caddenin kenarında yer alan büyük halka açık banyolar da bulunmaktadır. Bu kamusal mikvelerin, özellikle hacıların Tapınak Tepesi’ne çıkmadan önce ritüel arınma amacıyla kullanıldığı anlaşılmaktadır.[21]
Put ve oyma heykel yasağına da titizlikle riayet edildiği görülmektedir; zira en lüks evlerde dahi bu tür imgeler bulunmamakta, yalnızca geometrik süslemelere rastlanmaktadır. Bu durum, Kudüs halkının Herod’un Helenistik etkilerine rağmen dini yasaları sıkı biçimde koruduğuna işaret eder.
Bu dönemde Kudüs, sadece Yahudiler için değil, Yahudi olmayanlar için de çekim merkezi haline gelmişti. Şehre gelen bazı Yahudi olmayan kimseler Yahudilik'e geçmek istiyor, Yahudi dini yasalarına duyulan hayranlık şehir sınırlarını aşarak imparatorluk genelinde yayılıyordu.
Helenleşmiş bir Yahudi olan Philo, bu olguyu şu şekilde dile getirir:
“Musa’nın yasalarının güzelliği ve asaleti yalnızca Yahudiler arasında değil, diğer tüm uluslar arasında da onurlandırılmaktadır; bu, hem daha önce söylenenlerden hem de şimdi aktaracaklarımdan açıkça anlaşılmaktadır. Eskiden bu yasalar Keldani (Aramice) dilinde yazılmıştı ve uzun süre boyunca aynı şekilde kalmış, başka dillere çevrilmemişti; zira güzellikleri henüz başka uluslarca keşfedilmemişti. Ancak bu yasalara muhatap olan halkın her gün ve aralıksız olarak onlara duyduğu saygı ve emirlerine eksiksiz riayet, diğer ulusların da bu yasalara ilgi duymasına ve onları anlamasına yol açtı. Böylece bu yasaların itibarı her yere yayıldı. Gerçekten iyi olan şey, kıskançlıkla kısa bir süre gölgelenmiş olsa bile, doğasının içsel üstünlüğü sayesinde zamanla yeniden parlamaya başlar.” — Philo, Musa’nın Hayatı Üzerine II, V. 25[22]
Philo’nun bu gözlemi, Yahudi yasalarının yalnızca dini değil, kültürel ve ahlaki bir etki alanına da sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Benzer düşünceler Strabon, Cassius Dio ve diğer Roma tarihçilerinin eserlerinde de yer almaktadır; bu da, Kudüs’ün Herod dönemi sonunda yalnızca bölgesel değil, kültürel olarak da evrensel bir merkez hâline geldiğini göstermektedir.
Doğrudan Roma yönetimi altında Kudüs (M.Ö. 4 – M.S. 66)
[değiştir | kaynağı değiştir]İkinci Tapınak Döneminin sonlarında Kudüs
Herod’un M.Ö. 4 yılında ölümünün ardından, oğlu Herod Archelaus kısa süreli bir yönetim sürdü; ancak bu dönemin ardından Yahudiye, M.S. 6 yılında Roma’ya doğrudan bağlandı ve Iudaea (Yehuda - Judea - יהודה) adıyla bir eyalet hâline getirildi. İlk olarak 41 yılına dek Roma tarafından atanan praefectus (valiler) tarafından yönetilen bölge, 41 - 44 yılları arasında kısa süreliğine Herod Agrippa'nın egemenliğine bırakıldı; ancak onun ölümünden sonra, 44 yılından itibaren yönetim prokurator unvanlı yöneticilere devredildi.
Valiler döneminde siyasal durum
[değiştir | kaynağı değiştir]Yahudiye’nin Roma valileri, genellikle bölgeyle herhangi bir kişisel bağı bulunmayan ve yerel halka karşı kayıtsız olan equestrian (Roma süvari sınıfı) kökenli yöneticilerdi. Bu yöneticilerin idaresi altında vergi yükü ciddi biçimde artmış ve hâlihazırda kırılgan olan siyasal denge daha da zedelenmiştir.
M.S. 44 yılından sonra göreve getirilen Yunan kökenli prokuratorlarla birlikte durum daha da kötüleşmiştir. Yahudilik karşıtı tutumlarıyla tanınan bu yöneticiler, halkın refahından çok kendi kişisel çıkarlarını öncelemişlerdir. Dönemin çağdaş yazılı kaynaklarında bu süreç; anarşi, huzursuzluk ve şiddet dönemi olarak tasvir edilmekte, devletin işlevi yalnızca vergi toplama faaliyetlerine indirgenmiş şekilde sunulmaktadır.
Roma idaresine karşı Yahudi toplumunda giderek artan öfke ve hoşnutsuzluk, sonunda Birinci Yahudi-Roma Savaşına (M.S. 66–73) yol açan başlıca etkenlerden biri hâline gelmiştir.
Toplumsal ve dinsel durum
[değiştir | kaynağı değiştir]Roma valileri döneminde, Herod’a karşı duyulan ortak nefretle bir süreliğine bastırılmış olan Yahudi mezhepleri arasındaki gerilimler yeniden gün yüzüne çıktı. Farklı dünya görüşlerine sıkı sıkıya bağlı bu gruplar arasındaki ayrışma belirginleşti.
Sadukiler, Tapınak’taki ritüellerin ve rahiplerin konumu korunmak koşuluyla Roma yönetimini kabullenmişlerdi. Bu grup, aristokratlar, varlıklı seçkinler ve rahip sınıfı ile birlikte, Roma yönetiminin sağladığı koruma ve ayrıcalıklardan faydalanıyordu. Sadukiler, statükonun sürmesini savunuyor, dini ritüellerin sekteye uğramadığı sürece siyasi duruma müdahale etmiyorlardı.
Öte yandan ılımlı Ferisiler, halkın büyük çoğunluğunu temsil ediyor ve Yahudi halkının bağımsızlığını kaybetmiş olmasından ötürü büyük bir hoşnutsuzluk duyuyorlardı. Ancak bu grup, Roma otoritesini doğrudan karşısına alacak bir isyana da mesafeliydi. Böyle bir kalkışmanın halkı ağır bir bedelle karşı karşıya bırakacağına ve büyük yıkım getireceğine inanıyorlardı.
Beit Hillel (Hillel Ekolü) ile özdeşleşen bu ılımlı Ferisiler, Tora öğrenimi serbestçe sürdürülebildiği ve Sanhedrin faaliyet göstermeye devam ettiği sürece isyana karşı çıkıyorlardı. Onlara göre ruhani ve kültürel özerklik, siyasi bağımsızlığın yerini bir ölçüde alabiliyordu. Bu dönemde sosyal ve dini yaşam, mezhep içi ve mezhepler arası dengelerle, Roma'nın sınırlayıcı ama henüz doğrudan yok edici olmayan baskısıyla şekillenmiştir.
Vergi yükünün artması ve Roma’nın hem Kudüs’ün hem de Tapınağın kutsiyetine yönelik açık saygısızlığının belirginleşmesiyle birlikte, yeni bir mezhep yükselişe geçti: Zealotlar (Yunanca: Ζηλωτής (Zilotis) - İbranice: קנאים - Kanaim).[23] Bu grup, radikal Ferisilerden oluşuyor ve özellikle Beit Şammai (Şammai Ekolü) ile özdeşleştiriliyordu. Zealotlar, Yahudi bağımsızlığının yeniden tesisini kutsal bir görev olarak görmekte ve açık isyan çağrısı yapmaktaydılar.
Zamanla bu hareketin politikaları giderek daha radikal hâle geldi. Zealotlar, dini bir hizip olmaktan çıkarak askeri bir örgütlenmeye dönüşmeye başladılar. Genç Ferisiler arasında, hatta bazı Sadukiler arasında dahi giderek artan bir destek kazandılar. Böylece, başlangıçta sınırlı bir grubu temsil eden bu hareket, kısa sürede Yahudi toplumunun daha geniş kesimlerini etkilemeyi başardı. Bu gelişme, toplum içinde daha önce bastırılmış olan isyan eğilimlerinin kitlesel bir enerjiye dönüşmesini hızlandırdı ve nihayetinde Birinci Yahudi-Roma Savaşına (66–73) giden süreci doğrudan besleyen en önemli ideolojik ve toplumsal hareketlerden biri hâline geldi.
Esseniler, görünüşe göre Sadukilerden ayrılmış ve kamusal hayattan çekilmiş keşişvari bir mezhepti. Muhtemelen dönemin zorlayıcı toplumsal ve siyasal koşulları nedeniyle, çöl bölgelerinde topluluklar kurarak saflık ve adalet yasalarına sıkı biçimde bağlı bir yaşam sürdürmüşlerdir. Toplumsal anarşi ve dinsel huzursuzluk, yaklaşan bir kıyamete, "Günlerin Sonu'na" (İbranice: Aharit HaYamim - אחרית הימים) yakın olduğuna dair yaygın bir inanca yol açmıştır. Bu dönemde, kimileri kendi "peygamber" ya da "mesih" figürlerine sahip başka mezhepler ve tarikatlar da ortaya çıkmıştır. Bunlar arasında, Yosefus’un da sözünü ettiği ve Zealotlarla ilişkili olan Dördüncü Felsefe, Sadukilerin bir uzantısı olan Boetusiler ve hatta Erken Hristiyanlık da yer alır. Yozlaşmış Roma valileri ve baskıcı yönetimleri, yalnızca Roma egemenliğine değil, aynı zamanda Saduki ve Ferisi ılımlılarına da karşı olan aşırı grupların - örneğin Sicarilerin (Sikariim - סיקריים) - çoğalmasına ve direnişin artmasına zemin hazırlamıştır.
Buna rağmen, bu çalkantılı dönemlerde dahi Yahudilik'e ilgi duyan Yahudi olmayan kimseler vardı. Bunlardanbazıları Yahudiye’ye yerleşti. Bunlar arasında en tanınmış olanı, Adiabene Kraliyet Hanedanı’dır. Kraliçe Helena ile oğlu II. Monobaz'ın Kudüs’e göç ettikleri ve Davut Şehri bölgesinde saraylar inşa ettirdikleri rivayet edilir.[24] Monobaz II daha sonra, Yahudilerin Romalılara karşı başlattığı isyana asker göndererek ayaklanmacılarla birlikte savaşmak suretiyle askeri destek de sağlamıştır. Eski Şehir’in kuzeyinde yer alan bir arkeolojik alan olan "Krallar Mezarı", Kraliçe Helena’nın gömüldüğü yer olarak tanımlanmıştır.
İsyan, iç savaş ve yıkım (MS 66–70)
[değiştir | kaynağı değiştir]
M.S. 66 yılının baharında, Yahudiye'deki gerilimler açık bir Yahudi isyanına dönüştü. Sezariye Maritima’da Yahudiler ile Yunanlar arasında çıkan çatışmaların[25] ardından, Roma valisi Gessius Florus Kudüs'e geldi. Florus, Tapınak hazinesinden "devlet işlerinde kullanılmak üzere" olduğunu öne sürerek 17 talent (yaklaşık 500 kg gümüş) el koydu. Bu hareket, kentte kitlesel protestoları tetikledi.
Yahudi yüksek mahkemesi Sanhedrin, sorumluları teslim etmeyi reddedince, Florus birliklerine Yukarı Agora’nın yağmalanması emrini verdi. Bu saldırı sırasında binlerce kişinin öldürüldüğü bildirilmiştir.[26] Takip eden olaylarda, Roma askerlerinin sivil halka saldırması sonucu yeni bir katliam yaşanmıştır.[26] Florus daha sonra şehirden kaçarak arkasında bir Roma garnizonu bırakmıştır.[25] Kısa süre içinde Yahudi isyancılar, kentin stratejik noktalarını ele geçirmiştir.[25][26] Şehirde kalan Roma garnizonu ise isyancılar tarafından öldürülmüştür.[25]
Roma’nın isyanı bastırma girişimleri, Suriye valisi Cestius Gallus komutasında kuzeyden başlatıldı. Gallus, yaklaşık 30.000 kişilik bir orduyla Kudüs’e doğru ilerledi.[27] Şehrin kuzeyindeki Bezetha mahallesini ateşe verdikten sonra, bilinmeyen nedenlerle kıyıya çekilme kararı aldı. Ancak geri çekilme sırasında, Gallus’un birlikleri Bet Horon Geçidi'nde Yahudi isyancılar tarafından pusuya düşürüldü. Bu saldırıda Roma kuvvetleri çok ağır kayıplar verdi; bunlar arasında bir lejyonluk gücün neredeyse tamamı da bulunmaktaydı.[27][25][28]
Gallus’un yenilgisinin ardından, Kudüs’te geçici bir Yahudi hükümeti kuruldu.[29] Bu kısa süreli yeniden bağımsızlık döneminde, Kudüs’te umut ve refah duygusunun yeniden canlandığına dair işaretler vardır. Kent kendi adına sikke bastı ve özgürlüğün kazanıldığı yılı esas alan yeni bir takvim başlattı.
Ancak bu kısa ömürlü bağımsızlık çok geçmeden tehdit altına girdi. M.S. 67 yılında, Roma generali Vespasianus komutasındaki birlikler, Celile bölgesini kontrol altına almaya başladı. Kudüs’teki durum ise giderek daha da istikrarsız hâle geldi; zira hem sığınmacı akını hem de farklı isyancı grupların şehre yerleşmesi, mevcut düzeni sarstı.[29] Bu ortamda, Elazar Ben Şimon liderliğindeki Zealotlar, şiddetli bir tasfiye hareketiyle ılımlı Yahudi önderliği devirdi.[25][29]
M.S. 69 baharına gelindiğinde, Vespasian Yahudiye'nin büyük bölümünü kontrol altına almıştı.[27] Ancak aynı yıl Roma İmparatoru Neron’un intiharı sonrası yaşanan siyasal karmaşa, Kudüs kuşatmasının başlatılmasını geciktirdi.[29][25]
Yahudi gruplar arasındaki iç çatışma, Kudüs’ün direniş kapasitesini ciddi biçimde zayıflattı.[24] Yohanan Ben Levi, Elazar Ben Şimon ve Şimon Bar Giora önderliğindeki savaşan fraksiyonlar arasında yaşanan mücadele, kentin kontrolü için üç taraflı bir iç savaşa dönüştü.[27] Bu dönemde, söz konusu gruplar kentin yiyecek depolarını tahrip etti, bu da halkın yaklaşan kuşatmaya karşı dayanma gücünü büyük ölçüde azalttı.[29] Bu esnada, Vespasian Roma İmparatorluk tahtını devralmak üzere Yahudiye’den ayrıldı ve Roma ordularının komutası oğlu Titus’a geçti.[27]
70 yılı kışında, Titus, en az 48.000 asker ile Yahudiye'ye ulaştı.[28][25] Kuvvetlerini Sezariye'de topladıktan sonra, Pesah Bayramı'ndan hemen önce (Nisan/Mayıs 70) Kudüs'te bulunan Gözcüler Dağı'nda (Mount Scopus - Har HaTsofim - הר הצופים) karargâh kurdu.[27] Titus daha sonra, doğal savunmalardan yoksun olan kuzey tarafına yoğunlaşarak, aşırı kalabalıklaşmış kente saldırıya geçti.[27]
Kentte kıtlık yayılırken, açlıktan kırılan halk yiyecek artıkları için birbirleriyle savaştı, pek çok kişi hayatını kaybetti, hatta bazıları yamyamlığa başvurdu.[27] İlkbahar aylarında, Romalı kuvvetler Kudüs'ün "üçüncü duvarı"nı ve ardından "ikinci duvarı"nı aştılar; yaz aylarında ise Antonia Kalesi’nin kontrolünü ele geçirdiler. Ferisiler ve Zealotların süren direnişine rağmen, 10 Ağustos 70 tarihinde, - İbrani takvimine göre birinci tapınağın yıkıldığı 9 Av'da yani Tişa BeAv tarihinde - Romalılar savunmacıları öldürerek ilerledi ve ikinci tapınakı ateşe verdiler. Yahudi direnişi bir ay daha sürdü. Ancak sonbaharda, üst şehir de düştü ve şehrin tamamı yerle bir edilerek yakıldı. Sadece, Titus’un kentin eski ihtişamına bir anıt olarak ayakta bırakmaya karar verdiği Herod dönemine ait üç kule sağlam bırakıldı.[24] Şehir nüfusunun büyük bir kısmı ya öldürüldü ya da köleleştirildi.[30]
Ayrıca bakınız
[değiştir | kaynağı değiştir]Kaynakça
[değiştir | kaynağı değiştir]- ^ Kudüs’te İkinci Tapınak Dönemi, genellikle Siyon’a dönüş (Babil Sürgünü’nden sonra Yahudilerin Yehuda’ya geri gelmesi) ile başlayıp, M.S. 70 yılında İkinci Tapınak’ın yıkılmasıyla sona eren dönem olarak tanımlanır. Ancak bazı araştırmacılar bu dönemin süresini 65 yıl daha uzatarak, Bar Kohba İsyanı’nın sona erdiği M.S. 135 yılına kadar devam ettiğini kabul etmektedir. Bu dönem, Yahudi tarihi açısından hem dini yapılanmanın hem de sosyal-kültürel kimliğin yeniden şekillendiği bir çağ olarak görülür.
- ^ a b c d Levine, L. I. (2002). Jerusalem, Portrait of the City in the Second Temple Period (538 BCE–70 CE) (İngilizce). Philadelphia: Jewish Publication Society. s. 37.
- ^ Brueggemann, Walter (2002). Reverberations of Faith: A Theological Handbook of Old Testament Themes (İngilizce). Westminster John Knox Press. ss. 11-12.
- ^ a b c Grabbe, Lester L. (2004). A History of the Jews and Judaism in the Second Temple Period: Yehud, the Persian Province of Judah. London: T&T Clark. ss. 154-155.
- ^ Oded Lipschits, Tal Oren (2007). "The Settlement Archaeology of the Province of Judah: A Case Study" in Lipschits, Oded; Knoppers, Gary N.; Albertz, Rainer (eds.). Judah and the Judeans in the Fourth Century B.C.E. (İngilizce). Penn State University Press. ss. 33-37.
- ^ Madigan, Patrick (2009). "The Origin of Biblical Israel (Library of Hebrew Bible/Old Testament Studies #485). By Philip R. Davies". The Heythrop Journal (İngilizce). 50 (6): 1007-1007. doi:10.1111/j.1468-2265.2009.00523_1.x. ISSN 1468-2265.
- ^ Hulster, Izaak Jozias (2009). Iconographic Exegesis and Third Isaiah (İngilizce). Mohr Siebeck. ss. 135-136. ISBN 978-3-16-150029-9.
- ^ a b c Becking, Bob; Korpel, Marjo Christina Annette (1999). The crisis of Israelite religion: transformation of religious tradition in exilic and post-exilic times (İngilizce). BRILL. s. 229-230. ISBN 978-90-04-11496-8.
- ^ Wylen, Stephen M. (1996). The Jews in the Time of Jesus: An Introduction (İngilizce). Paulist Press. s. 25. ISBN 978-0-8091-3610-0.
- ^ McKenzie, Steven L.; Graham, Matt Patrick (1 Ocak 1998). The Hebrew Bible Today: An Introduction to Critical Issues (İngilizce). Westminster John Knox Press. s. 204. ISBN 978-0-664-25652-4.
- ^ "Alexander and the Jews". aishcom (İngilizce). Erişim tarihi: 8 Ekim 2025.
- ^ "Flavius Josephus, Antiquities of the Jews (ed. William Whiston, A.M.)". old.perseus.tufts.edu. 2 Ekim 2009 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 8 Ekim 2025.
- ^ a b "Under the Influence". Biblical Archaeology Review. 29 Şubat 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 8 Ekim 2025.
- ^ harryoates (29 Ekim 2015). "The Maccabean Revolt". World History Encyclopedia (İngilizce).
- ^ a b -. "1 Maccabees". www.livius.org. 2 Eylül 2006 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 8 Ekim 2025.
- ^ Schofield, Alison; Vanderkam, James C. (2005). "Were the Hasmoneans Zadokites?". Journal of Biblical Literature. 124 (1): 73-87. doi:10.2307/30040991. ISSN 0021-9231.
- ^ "Under the Influence". Biblical Archaeology Review. 29 Şubat 2012 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2025-10-09.
- ^ Archive, Internet Sacred Text. "Tract Succah (Booths): Chapter V | Sacred Texts Archive". Internet Sacred Text Archive (İngilizce). 22 Ağustos 2025 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2025-10-09.
- ^ "Philo: The Special Laws, I". www.earlyjewishwritings.com. Erişim tarihi: 2025-10-09.
- ^ "Pliny the Elder, The Natural History (eds. John Bostock, M.D., F.R.S., H.T. Riley, Esq., B.A.)". old.perseus.tufts.edu. 2 Ekim 2009 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2025-10-09.
- ^ Mazar, Eilat. The Complete Guide to the Temple Mount Excavations. Shoham Academic Research and Publication. ss. 46-61.
- ^ "Philo: On the Life of Moses, II". www.earlyjewishwritings.com. 27 Mayıs 2025 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 2025-10-09.
- ^ Zealotlara ilişkin günümüze ulaşan tüm temel kaynak - başta Mişna ve Talmud metinleri (özellikle Yohanan ben Zakkay’ın öğrencileri tarafından kaleme alınmış olanlar) ile Josephus Flavius’un eserleri — bu gruba karşı son derece eleştirel ve düşmanca bir tutum sergilemektedir. Josephus, ılımlı liderlik kadrosunun bir üyesi olarak, Zealotları hem dini düzeni hem de halkın selametini tehlikeye atan kışkırtıcı unsurlar olarak sunar. Mişna ve Talmud ise, Şammai Ekolü’ne kıyasla Hillel Ekolü’nün öğretilerini yücelttiğinden, Zealotların görüş ve yöntemlerini açıkça reddeder. Bu nedenle, Zealotlara dair günümüze ulaşan anlatıların taraflı ve dolayısıyla tarihsel olarak çarpıtılmış olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Güncel tarihsel analizler, bu kaynaklardaki ifadeleri dikkatle ele alarak Zealot hareketinin yapısını, motivasyonlarını ve etkisini daha nesnel bir çerçevede değerlendirmeye çalışmaktadır.
- ^ a b c Rocca, Samuele (2008). The Forts of Judaea 168 BC – AD 73. Oxford: Osprey. ss. 51-52.
- ^ a b c d e f g h Rogers, Guy MacLean (2022). For the Freedom of Zion: The Great Revolt of Jews against Romans, 66–74 CE. Yale University Press. ISBN 978-0-300-24813-5. s. 302.
- ^ a b c Smallwood, E. Mary (1976). The Jews under Roman Rule from Pompey to Diocletian. SBL Press. ISBN 978-90-04-50204-8. s. 294.
- ^ a b c d e f g h Magness, Jodi (2024). Jerusalem Through The Ages: From Its Beginnings To The Crusades. Oxford University Press. ISBN 978-0-19-093780-5. s. 207.
- ^ a b Millar, Fergus (1995). The Roman Near East: 31 BC–AD 337 (İngilizce). Harvard University Press. ISBN 978-0-674-77886-3. s. 75.
- ^ a b c d e Price, Jonathan J. (1992). "Jerusalem under Siege: The Collapse of the Jewish State, 66-70 C.E." Brill's Series in Jewish Studies. Vol. 3. Brill. ISBN 978-9-004-09471-0. ss. 105-106.
- ^ Davies, Gwyn (2023). "Stamping Out the Embers: Roman "Mopping-Up" Operations at the End of the First Jewish Revolt". Brill. ss. 100-101.