Uluslararası kamu hukuku

Uluslararası kamu hukuku ya da devletlerarası hukuk, devletler ile diğer uluslararası aktörlerin karşılıklı ilişkilerinde uymakla yükümlü oldukları kabul edilen kurallar, normlar, hukuki gelenekler ve standartlar bütünüdür. Uluslararası ilişkilerdeki aktörler, bireyler, devletler, uluslararası örgütler ve devlet dışı oluşumlar gibi yasal ya da yasadışı davranış seçeneklerine sahip varlıklardır. Kurallar, genellikle yazılı ve bağlayıcı nitelikte resmî beklentileri ifade ederken; normlar, sosyal gelenekler ve uygulamalarla şekillenen, uygun davranışlara ilişkin yazılı olmayan rehberlerdir.[1] Uluslararası kamu hukuku, savaş, diplomasi, ekonomik ilişkiler ve insan hakları gibi geniş alanlarda devletlerin davranışlarını yönlendiren normatif bir çerçeve oluşturur.
Uluslararası hukuk, egemen devletlere doğrudan uygulanacak evrensel bir yürütme ya da yaptırım otoritesinin bulunmaması nedeniyle, esasen rıza temeline dayanan bir sistem olarak iç hukuk düzenlerinden ayrılır. Devletler ve diğer uluslararası aktörler, uluslararası hukuka uymamayı ya da bir antlaşmayı ihlal etmeyi tercih edebilirler; ancak bu tür ihlaller, özellikle emredici nitelikteki normlara (jus cogens) aykırılıklar, uluslararası toplum tarafından kınanabilir ve diplomatik baskı, ekonomik yaptırımlar veya askerî müdahaleler gibi çeşitli zorlayıcı önlemlerle karşılık bulabilir. Uluslararası hukukta merkezi bir otoritenin bulunmaması, normların yorumlanmasında ve uygulanmasında geniş farklılıklar yaratır. Bu durum, devletlerin uluslararası hukuk kurallarını kendi çıkarları doğrultusunda yorumlamalarına olanak tanır ve yerel düzeyde önemli siyasal ve hukuksal sonuçlar doğurabilir.[2]
Uluslararası sistemde güç dağılımı, hukukun oluşumu ve uygulanmasını da etkiler. Güçlü devletler, hem siyasi hem ekonomik nüfuzları sayesinde, uluslararası hukukun sınırlarının ve yorumlarının şekillenmesinde daha belirleyici bir konuma sahip olabilirler. Bu durum, zayıf devletlerin uluslararası normlara uymada daha sınırlı bir etki gücüne sahip olmasına yol açar. Ulusal hukuk ile uluslararası hukuk arasındaki ilişki ise hem teorik hem pratik açıdan karmaşık ve çok boyutludur. Bazı antlaşmalar, ulusal yargı yetkisini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) veya Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) gibi uluslarüstü yargı organlarına devrederek uluslararası hukuk alanını genişletir. Cenevre Sözleşmeleri gibi metinler ise taraf devletlerin iç hukuklarında uyum sağlama yükümlülüğü getirir. Ayrıca, birçok devletin anayasası veya yasaları, uluslararası yükümlülüklerin iç hukuka doğrudan uygulanmasını veya entegre edilmesini düzenleyerek, iki hukuk düzeni arasındaki geçişi kurumsal biçimde güvence altına alır.
Kaynakları
[değiştir | kaynağı değiştir]Uluslararası toplum tarafından uygulanan uluslararası hukuk kaynakları, bu konuda yetkili kabul edilen Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38(1) maddesinde sıralanmaktadır. Bu kategoriler sırasıyla uluslararası antlaşmalar, uluslararası teamül hukuku, genel hukuk ilkeleri ve yargı kararları ile "hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı bir araç" olarak önde gelen hukukçuların öğretileridir.[3][4] Başlangıçta, kaynakların sıralı olarak düzenlenmesi, kaynaklar arasında örtük bir hiyerarşi olduğunu düşündürürdü; ancak tüzük bir hiyerarşi öngörmemektedir ve diğer akademisyenler bu nedenle kaynakların eşdeğer olması gerektiğini savunmaktadır.[5][6]
Hukukun genel ilkeleri, tüzükte "medeni uluslarca tanınan hukukun genel ilkeleri" olarak tanımlandı, ancak bu ifadenin kapsamına nelerin girdiği konusunda akademik bir görüş birliği bulunmamaktadır.[7][8] Bu ilkelerin hem ulusal hem de uluslararası hukuk sistemlerinden türetildiği kabul edilmekle birlikte, ikinci kategorinin dâhil edilmesi uluslararası teamül hukuku ile olası çakışmalar konusunda tartışmalara yol açtı.[7][8] Genel ilkelerin antlaşmalar veya teamüllerle ilişkisi genellikle "boşlukları doldurmak" olarak değerlendirildi, ancak aralarında bir hiyerarşi bulunmadığından bu ilişkinin kesin niteliği konusunda hâlen ortak bir sonuca varılamadı.[7]
Antlaşmalar
[değiştir | kaynağı değiştir]
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin (VCLT) 2. maddesinde antlaşma, “devletler arasında yazılı olarak akdedilen ve uluslararası hukuka tabi olan, tek bir belgede veya iki ya da daha fazla ilgili belgede yer alan ve özel adı ne olursa olsun uluslararası anlaşma” olarak tanımlanmaktadır.[9] Tanım, tarafların devletler olması gerektiğini belirtmekle birlikte, uluslararası kuruluşların da antlaşmalara girme ehliyetine sahip olduğu kabul edilmektedir.[9][3] Antlaşmalar, devletlerin kendi rızalarıyla yasal yükümlülükler üstlenmelerine olanak tanıyan pacta sunt servanda ilkesi uyarınca bağlayıcıdır.[3][10] Bir antlaşma uluslararası hukuka tabi olsa da, genellikle ulusal mahkemeler tarafından yorumlanır.[9] Antlaşmaların yorumlanmasına ilişkin temel ilkeleri kodifiye eden Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (VCLT), bir antlaşmanın “iyi niyetle, antlaşma hükümlerinin bağlamında ve amacı ile hedefi ışığında verilen olağan anlamına göre yorumlanması gerektiğini” belirtir.[11] Bu yaklaşım, üç yorum teorisi arasında bir uzlaşmayı temsil eder: metnin olağan anlamına odaklanan metinsel yaklaşım, metni hazırlayanların niyetini dikkate alan öznel yaklaşım ve antlaşmayı amacı ile hedefine göre yorumlayan teleolojik yaklaşım.[11][12]
Bir devlet, bir antlaşmaya bağlı kalmayı kabul ettiğini imza, belgelerin değiş tokuşu, onay, kabul, tasdik veya katılım yoluyla beyan etmelidir. Katılım, bir devletin, örneğin bölgesel bir kuruluş kurulurken, imzalayamadığı bir antlaşmaya taraf olmayı seçmesi anlamına gelir. Bir antlaşmanın onay, kabul veya tasdik yoluyla yürürlüğe gireceği belirtilmişse, taraflar metni kabul ettiklerini göstermek için imza atmak zorundadır. Ancak devletler daha sonra antlaşmayı onaylamasalar bile, yine de belirli yükümlülüklere tabi olabilirler.[13] Bir antlaşmayı imzalarken veya onaylarken, bir devlet tek taraflı bir beyanla belirli hukuki hükümleri geçersiz kılabilir veya değiştirebilir. Bu beyanın üç farklı sonucu olabilir: çekince koyan devlet antlaşmaya bağlıdır, ancak ilgili hükümlerin etkileri engellenir veya değiştirilir; çekince koyan devlet antlaşmaya bağlıdır, ancak ilgili hükümler geçerli değildir; veya çekince koyan devlet antlaşmaya bağlı değildir.[14][9] Yorumlayıcı beyan, bir devletin bir antlaşma hükmünü açıklamak veya anlamını netleştirmek amacıyla tek taraflı bir açıklama yaptığı ayrı bir süreçtir. Bu tür beyanlar, antlaşmanın yorumlanmasını etkileyebilir; ancak genellikle hukuken bağlayıcı nitelik taşımaz.[9] Bir devlet ayrıca, belirli bir hüküm veya yorumlama koşuluyla bir antlaşmayı kabul edeceğini ifade eden şartlı bir beyan da sunabilir.[9]
VCLT'nin 54. maddesi, taraflardan herhangi birinin, antlaşmanın hükümlerine uygun olarak veya diğer tarafın rızasıyla, herhangi bir zamanda antlaşmayı feshedebileceğini ya da antlaşmadan çekilebileceğini belirtir. Burada "fesih" terimi ikili antlaşmalara, "çekilme" ise çok taraflı antlaşmalara uygulanır.[14] Soykırım Sözleşmesi gibi fesih veya çekilmeye izin veren hükümler içermeyen antlaşmalarda, bu hak yalnızca antlaşmada zımnen öngörülmüşse veya tarafların böyle bir niyet taşıdığı açıksa mümkündür; aksi halde fesih ya da çekilme yasaktır.[14] Ayrıca tarafların yetki aşımı veya ihmalde bulunması, antlaşmanın sahtekârlık, yolsuzluk, zorlama yoluyla elde edilmesi ya da emredici normlarla çelişmesi durumlarında antlaşma geçersiz sayılabilir.[14]
Uluslararası örf ve adetler
[değiştir | kaynağı değiştir]Uluslararası Sürekli Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesinde uluslararası örf ve adet, uluslararası hukukun kaynakları arasında yer almaktadır. Örf ve adetin oluşmasında uluslararası örgüt kararları önemli bir rol oynamaktadır. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda geniş bir konsensusla benimsenen bazı kararlar, uluslararası örf ve adetlerin oluşmasına yol açtı. Antlaşmalar ile arasında hiyerarşik bir düzen olmasa da, pratikte yargıç ilk önce taraflar arasındaki antlaşmaları inceler, hüküm yoksa uluslararası örf ve adeti araştırır. Ayrıca çoğu zaman antlaşmalar, teamül hukukunu değiştirmektedir. Birleşmiş Milletler bünyesindeki Uluslararası Hukuk Komisyonu, uluslararası örf ve adetlerin belirlenmesi konusunda çalışmalar yapmaktadır.
Genel hukuk ilkeleri
[değiştir | kaynağı değiştir]Uluslararası Adalet Divanı, asıl kaynaklar arasında "uygar uluslarca kabul edilen genel hukuk ilkeleri"ne yer vermiştir. Örf ve adetlerden farklı olarak uygulamalar incelenmez; ilkenin varlığı yeterlidir ve uluslararası hukuk düzeninin boşluklarını doldurmaya yarar.
Alt dalları
[değiştir | kaynağı değiştir]- Deniz hukuku
- Devletin sorumluluğu hukuku
- Diplomasi hukuku
- Güç kullanımına dair hukuk
- Hava hukuku
- Konsolosluk hukuku
- Uluslararası ceza hukuku
- Uluslararası çevre hukuku
- Uluslararası insan hakları hukuku
- Uluslararası insancıl hukuk
- Uluslararası ticaret hukuku
- Uzay hukuku
| Uluslararası hukuk ile ilgili bu madde taslak seviyesindedir. Madde içeriğini genişleterek Vikipedi'ye katkı sağlayabilirsiniz. |
- ^ Henderson, Conway W. (2010). Understanding International Law. Wiley. s. 5. ISBN 978-1-4051-9764-9.
- ^ Erakat, Noura (2019). Justice for some: law and the question of Palestine. Stanford (Calif.): Stanford University Press. ss. 7-10. ISBN 978-0-8047-9825-9.
- ^ a b c Brownlie & Crawford 2012.
- ^ Sur, Melda (2025). Uluslararası Hukukun Esasları (18. bas.). Beta Yayınları. s. 19.
- ^ Prost 2017.
- ^ Shelton 2006.
- ^ a b c Shao 2021.
- ^ a b Bassiouni 1990.
- ^ a b c d e f Gardiner 2008.
- ^ Klabbers 1996.
- ^ a b Dothan 2019.
- ^ Jacobs 1969.
- ^ Evans 2014.
- ^ a b c d Aust 2007.